Ebru Boyra Gürbüz / 18.01.2024
Sosyal medyada çocuklarımızın paylaşımlarını yapmak çocuklarımızı tehlikeye sokabilir mi?
Sosyal medya yayınlarının, kötü amaçlı insanların çocuklarımızın nerede yaşadığını, oynadığını ve okula gittiğini belirlemesine yardımcı olabilecek küçük göstergeler sağlayabileceğini unutmayalım.
Yaklaşık 3 sene önce sosyal medyada #kayıpçocuklarnerede etiketi altında, Wayfair online alışveriş sitesinin çocuk ticareti yapması ile alakalı bolca iddia vardı. Bazı ürünlerde benzer ürünlere kıyasla yüksek fiyatların olması, ürün kodlarını Yandex’te “src usa” uzantısı ile arattığınızda sizi kayıp çocukların ilanına yönlendirmesi ve şaşırtıcı bir şekilde ilandaki çocuğun isminin, satılan ürüne isminin verilmesi sadece bir tesadüf mü, yoksa mide bulandırıcı bir gerçek miydi? Ya da sadece çok pahalı bir şifonyer miydi?
Bu sitede dönen bu olaylar gerçekse, şirketi karalamaya yönelik suçlamalar asılsız da olabilir, çünkü bu tür sitelere üye olan herkesin internet erişimi var ve herkes istediği ürünü, istediği fiyata satabilme yetkisine sahip. Ama ürün kodlarının, bir ilanı işaret etmesi ise sadece şirketin yetkisi dahilinde mümkün olabilir. Peki herşey bu kadar basit miydi? Ya da “Bir şeyi saklamanın en iyi yolu, onu herkesin görebileceği yere koymaktır” düşüncesinden yola çıkarak, pis amaçlara en basit yoldan erişim sağlamak mıydı?
Hatırlamak gerekirse, bahsi geçen sitede “Anabel 5 raflı dolap”ın ürün kodu, aratılınca Kansas’ta kaybolan Anabel Wilson adındaki bir çocuğu ya da Alyvia ürün isimli rafın ürün kodu, 2013’te 3 yaşında kaybolan Alyvia Navarro isimli otistik bir çocuğu karşımıza çıkarıyordu.
İddialar ise kan dondurucu nitelikteydi. Ortada Adrenochrome adında bir serum vardı ve bu serum aşırı pahalı bir gençlik serumu olarak biliniyordu.
Hatırlarsanız Sandra Bullock geçtiğimiz yıllarda, genç kalmak için vücuduna çocuk derisi enjekte ettirdiğini itiraf etmişti. Daha sonra da söylemini sünnet derisi olarak değiştirmişti. Tom Cruise‘dan, Tom Hanks’e; Sandra Bullock’tan Bill Gates‘e kadar bir çok ünlünün bu hormonu kullandığına veya tedarik ettiğine dair iddialar sosyal medyada sürekli yer buluyordu.
İddialar o kadar korkunç ki… Bunun sebebi ise Adrenochrome serumunun, adrenalin hormonundan üretiliyor olması ve daha güçlü sentez yaptığı için bu hormonun aşırı derecede korkan ve ölüm döşeğindeki çocuklardan elde ediliyor olması. Ve daha da korkuncu, iddialara göre bu kanı elde etmek için çocukların işkence ile öldürüldüğü.
Çok daha eskilere gidersek kanlı ayinleri ile bilinen ve cadı olmakla suçlanan Kanlı Kontes Elizabeth’in çocuklar ve genç kızları gün ışığına çıkarmayıp, sakladığı ve genç kalmak için kanlarını kullandığı tarihte bilinen bir gerçek. Bu yüzden o dönem vampir olmakla suçlanmış ve asil olduğu için idam edilememiştir. Bu yüzden Adrenochrome’un bu kanlı ayinleri sayesinde günümüze kadar geldiğine inananların sayısı da çok fazla.
Bir kaç gündür Epstein etiketi altında Adrenochrome’un ismini yine duyuyoruz. Peki kimdir bu Jeffrey Epstein? Kendisi iddialara göre siyasetçilerden, sanatçılara; iş insanlarından, aristokratlara ve kraliyet ailesine kadar bir çok ünlüye seks köleliği hizmeti sunan bir şahıs… En kötüsü de seks kölelerinin çoğunluğunun çocuklardan oluşuyor olması…
Bu faaliyetlerin hepsi yıllarca “Epstein Island” ismindeki bir adada yürütülmüş ve Jeffrey Epstein’ın şaibeli ölümünden sonra ortaya çıkarılan listede hep ünlü isimler yer alıyor.
Alınan ifadeler doğrultusunda davada Türkiye’nin de adı geçiyor. Epstein’ın o dönemlerde insan ticareti faaliyetlerinde aktif olarak rol alması, 1999 Depremi’nde ulaşılamayan çocuklar ile de bağlantısı olduğu iddiasını gündeme getiriyor.
Geçtiğimiz aylarda ülkemizde yaşanan son büyük deprem sonrasında da, ortaya kayıp olan çocuklarla alakalı türlü iddialar atılmıştı.
Hatırlarsanız depremden bir kaç gün sonra, depremzede olduğunu söyleyen ve sadece Türkçe konuşabilen 5 yaşındaki bir çocuk Hollanda’da başı boş halde dolaşırken bulunmuştu ve o çocuğun oraya nasıl gittiği ile alakalı hiç bir bilgiye ulaşılamamıştı. Tüm işaretler insan kaçakçılığı şüphesini akıllara getirmişti.
Bu iddialar ne kadar doğru, ne kadar yanlış bilinmez ama Epstein vakasındaki kanımızı donduracak ifadelerin gerçek olabilme ihtimalinin en büyük kanıtı, tüm dünya genelinde her yıl kaybolan çocukların sayısıdır.
Avustralya’da her yıl yaklaşık 20.000 çocuk
Kanada’da her yıl tahminen 45.288 çocuk
Almanya’da her yıl tahmini 100.000 çocuk
Hindistan’da her yıl tahminen 96.000 çocuk
İspanya’da her yıl tahmini olarak 20.000 çocuk
Birleşik Krallık’ta her yıl tahminen 112.853 çocuk
ABD’de her yıl tahmini 460.000 çocuğun kayıp olduğu bildiriliyor.
Türkiye’de ise TÜİK 2016 istatistiklerine göre her yıl 10.000 çocuk, günde ortalama 32 çocuk kaybolmaktadır. Elimizde güncel veri yok, çünkü bu istatistikler nedense 2016 sonrası TÜİK tarafından durdurulmuş. Bir an önce bu konunun üzerine gidilmeli, detaylı bir şekilde araştırılmalı ve kayıp çocuklar gündeme gelmelidir…