2075 Bandırma’sı

Haberi sosyal medyada paylaşın!

Ebru Boyra Gürbüz/ 10.09.2025

Sahil boyunda martılar çığlık atarken; Jet Üssü’nden kalkan bir jet, gökyüzünü ve insanların kulaklarını yırtarcasına yükseldi. Sahildeki bir çay bahçesinde emekli amcalar bir an başlarını kaldırıp baktılar, sonra tekrar tavlaya döndüler. “Oğlum ya, gene kulaklarımızı patlattı bunlar!” dedi biri. Karşısındaki adam “Alış artık beyaaa, her gün aynı şey” diye cevap verdi, yenildiği için zarları öfkeyle sallayarak…

Tipik bir Bandırma günüydü… Rüzgar yerlere atılmış poşetleri havalandırıyordu, jetler gökleri yırtarcasına bağırıyordu. Sahildeki mekanlar artık serinlemeye başlamış havanın tadını çıkaran müşteriler ile doluydu. Pazartesi Pazarı’ndan çıkmış yaşlı teyzeler önlerine koyduğu pazar arabaları ile banklarda dinleniyor, çocuklar meydanda bisiklet sürüyordu. Köpekler ise meydana giren araçlara havlayarak, çılgınca peşlerinden koşuyordu…

Delik deşik yollarda, arabalar çukurlara girip çıkarken sanki bedava lunapark eğlencesi sunuyordu. Sürücüler sinyal vermeden direksiyon kırıyor, kavşaklarda adete korna senfonisi çalıyordu…

Ama kimse umursamıyordu, çünkü “Bandırma usulü” buydu…

Derken bir gariplik oldu. Açıklarda, mendireğin biraz ilerisinde,  denizin üstünde bir ışık parladı. Tamamen ışıktan oluşan bir tünel gibiydi adeta..

O anda; mendireğin ucunda, taşların üzerinde oturmuş ve kuryelikten kazandığı üç kuruşla okul masraflarını nasıl karşılayacağını düşünen Ahmet bol soğanlı sokak lahmacunundan bir ısırık daha almıştı ki, parlayan ışık gözlerini kamaştırdı. Gözlerini tekrar açtığında, ışık kaybolmuştu. Lahmacununu bitirip, kağıdını binlerce çekirdek kabuğu ile dolan iki taşın arasına bir boşluğa sıkıştırdı ve yerinden kalktı. Yüzünü Bandırma’ya döndüğünde ise manzara artık bambaşkaydı…

Ahmet gözlerine inanamıyordu, 10 dakika önce çarpık binalardan oluşan Bandırma manzarası; yerini yükselen gökdelenlere, holografik tabelalara, uçan araçlara bırakmıştı… Koşa koşa artık tarihi sayılan mendireği geçti bir nefeste. Tabelanın birinde “2075 seçimlerinde hepinizin başkanı olmaya geliyorum” sloganı ile bir kadının hologram görüntüsünü gördüğünde ise aklını kaçıracak gibi oldu. 50 yıl sonrasına atlamıştı. Hiç bir şey anlayamıyordu. Bu nasıl olabilirdi? Biraz sakinleşip, gördüklerinin rüya olduğuna inanmak istedi, ama değildi…

Her şey çok farklıydı. Binalar, araçlar, hatta insanlar bile…

Şaşkınlıkla etrafı izlerken; bazı insanların normal olduğunu, bazı insanların sırtlarında ise hareketli çıkıntılar olduğunu fark etti. Bir kabusun içindeydi sanki.

“Bu ne beyaaa?” diye istemsizce bağırdığında, yanından geçen bir adamdan aldığı cevap daha ürkütücüydü…

“Hee, bunlar Bandırma evrimlileri. Bağfaş fabrikasından çıkan dumanı yıllarca soluyunca yüzgeçleri ve solungaçları çıktı. Yağmur yağınca nefesleri açılıyor, denize girince de rahat rahat yüzüyorlar.”

Adamın sözü biter bitmez, artık tamamen holografik tabelalar ile kaplı olan meydanda bir tabela gözüne çarptı. “Bandırma Belediyesi Uyarısı: Solungaçlı vatandaşlar için özel yüzme şeritleri yakında hizmete girecektir.” Adam çocuğun nereye baktığını anlayınca “Zaten sadece seçim öncesi vaatler verirler, seçildikten sonra yine hizmet yok. Varsa yoksa kandırmaca…” diye mırıldanarak yanından uzaklaştı. Ahmet sinirden gülerek kendi kendine söylendi: “Bandırma’da evrim bile belediyeye takılmış!”

Sevgi yolu boyunca ilerleyip, caddeye çıkınca aslında bazı şeylerin hiç değişmediğini fark etti. Jetler artık plazma motorluydu. Ama ses? Ses hala kulakları sağır edecek gibiydi. Üstelik yetmezmiş gibi; şehrin üstünde uçan taksiler, hala eskisi gibi sinyalsiz sağa sola dalıyordu. Drone kuryeler ordan burdan kontrolsüzce uçuşuyor, hala kural mural dinlemiyorlardı. 2075’te bile Bandırma sürücüsünün ruhu ölmemişti. Yollar hala yamalı bohça gibiydi.  Belediyenin 50 yıldır süren “Kapsamlı asfalt projesi” hologram panolardan “Çok yakında! ” diye duyuruluyordu.  2075’in uçan arabaları, hala otopark olmadığı için yine sokak ortasına park edilmişti.

Caddede bir grup kalabalık, ellerinde ışıklı pankartlarla “Stad istiyoruz!” diye bağırarak sloganlar atıyordu. Mekanlarda robot garsonlar hizmet ediyordu. Bankaların hepsi kapatılmıştı. Çünkü anlaşılan artık bankacıya ihtiyaç yoktu. Her yer teknolojik ATM’ler ile doluydu. Şehrin her yerinden duyulan bir anons ile bazı şeylerin hiç değişmediğinden iyice emin oldu: “Dikkat, dikkat! Yağmur yağacağı haberini aldık, olası bir taşma yaşanması ihtimaline karşılık çizmelerinizi ve kovalarınızı hazırlayınız. Bu bir tatbikat değildir.

Sokak lahmacunu bile teknolojiye ayak uydurmuştu. Lahmacun dürümlerini, çip okutup makinadan almak yeterliydi. Zaman sıçraması esnasında yediği lahmacun da eğer yeni tip lahmacun ise, lezzeti hala aynıydı. Hala çok lezzetliydi… Ahmet tüm bu yaşadıklarından sonra anladı ki: “Bandırma zamanla değişmezdi, zaman Bandırma’ya uyardı.”

(Bu metin tamamen kurgudur. Gerçek kişi, kurum ve olaylarla herhangi bir bağlantısı yoktur.)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir